featured
YAVUZ GEZER

Sevda…

“Cesur olmak’ karşılığında bir şey beklemeden koşulsuzca birini sevmektir.

                                                                                                                                       Madonna.

Sevgilinin saçları gece, gözleri yıldız, bakışları rengarenk ahenklikteki gökkuşağını andırır… içinden geçip dileklerin kabul olmasını istersin.

Her sabah gün onunla başlayıp, onun aşkıyla bitsin,

İki gönül bir coğrafyada birleşsin, elvan elvan çiçeklerin ahenk ve renk harmonisinde…

Kendine itiraf etmekten korktuğun inkârcılığın, onu görünce elinin ayağın birbirine dolanmasına engel olamıyorsa; bil ki aşıksın.

Kalpte hissettiklerindir SEVDA… gözle göremeyip, elle dokunamadığın…

Ellerindeki kitapları göğsüne bastırmış, sırtı yeni çiçeklenmiş ağaç gövdesine dayalı. Bir ayağı dizinden hafifçe bükük, sarı saçlarının gölgelediği yüzü, Okyanusu andıran mavi gözlerinin derinliğinde kaybolmuş, dalgalardaki bir kayıkmış hali çarpar kalbin…

Ellerine; parmaklarının busesi küçük bir dokunuş. Sendeki tek hatıra…

SEVDA; Svd kökünden gelen Arapça bir sözcük olup kelime anlamı “kara şey, kara safra “olarak bilinen sevda, hastalığa tutulma halidir. Yunanca karşılığı Melankoli olan kelime; sev -mek fiili ile olumlu bağı yok gibi gözükse de sevginin insanoğlundaki dozunun sevdaya tutulma boyutuna gelmesi aslında tam olarak” Melankoli” halini yansıtmaktadır.

Hastane önünde İncir ağacı

Doktorlar geliyor zehirden acı …

Aşkından ince hastalığı yakalananların,

Yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar

Aşrı aşrı memlekete kız vermesinler

Sıla hasretiyle yananların dudaklarından dökülüp avaza dönüşen ağıtlardır.

Ailesinin rızasını alamayıp sevgiliyle vuslatı, sevenlerin ailesinin takibinde kaybeden Ali ile Zehra’nın hazin hikâyesidir SEVDA MASALI…

Kırklar dağında Suzan’ın ve Malabadi Köprüsü’nde başka aşıkların başlayıp biten AŞK ve SEVDA hikâyeleridir yanık seslerin türkülerinde…

Yıl 1915’tir…

24 Nisan’da Tehcir kararı alınmış, 16 -55 yaş arasındaki bütün Ermeniler Bağdat demiryolu hattından en az 25 kilometre uzağa, şimdiki Suriye topraklarına göç ettirilecektir. Zorunlu göç aynı yılın Mayıs sonunda İçişleri Bakanlığı’na bağlı Bölge Jandarma Komutanlığı ve mülki amirlerin nezaretinde başlatılır.

Yayınlanan emirler ve alınan detaylı önlem ve uyarılar; Ermenilerin canına ve malına zarar gelmemesini garanti altına alacak mahiyettedir.

İşte Harputlu Mustafa ile Ahçik’in Türkülerle ölümsüzleşen “Aşk Destanı” da bugünlerde yazılır.

4000 yılı aşkın tarihe sahip olan Harput; Hurriler, Hititler, Urartular, İlhanlılar, Dulkadiroğulları, Safeviler ve 1516 yılından sonra da Osmanlı’ya yurtluk etti. Her kavmin yaşadığı tecrübeleri ve elde ettiği birikimi bir sonrakine aktararak kültürel zenginliğin, sosyal hayatın ve paylaşımın sırlarını da nesillerden nesillere aktardı.

 

Bütün bu güzellikleri potasında eriten Kent aynı zamanda zengin folklor mirası olan ciltler dolusu eserler meydana getirdi. Ancak o folklor eserleri içinde bir tanesi var ki;

Aşkın, insanın birbirine duyduğu sevginin çağlayanından dökülen sözler ve nağmeler her duyan  ürpertirken, her seferinde Harputluların yüreğindeki yaranın tekrar tekrar kanamasına yol açar.

Çünkü o yara o kadar taze ki

Ahçik güzeller güzeli bir Ermeni kızı,

Mustafa ise yakışıklı mı yakışıklı bir Türk genci.

Aynı kentin mistik havasında nefesleniyor ve birbirlerine vuruluyorlar.

Biri Ermeni diğeri Türk.

Biri Hristiyan diğeri Müslümandır.

Bölgede inanç ayrılığı fazla önemsenmese de Emperyalist güçlerin halkları inanç ve köken düşmanlığı yaratarak birbirine düşürme gayreti, bu izdivaca engeldir.

Sonlanan SEVDA cemaatler arası öfkenin zaferidir. Fakat aşk kutsal bir değerdir ve başka inançları sorgulayacak kadar güçlüdür. Öyle ki;

Vardım kiliseye Haç suda döner

Dinimden dönersem el beni kınar

Mustafa bu aşka nice bir yanar…

Ahçik gitti… Mustafa yandı, yandı yandı… ve bu türkü dillerde, insanların yüreğini kanatacak şekilde söylendi ve söylenmeye devam ediyor…

Vahan TOTOVENS’in dediği gibi.

“Mezopotamya kentlerinden gelip Sivas’a, Anadolu’daki kârlı ticaret merkezlerine giden deve kervanları evimizin önünden geçerdi. Sonbaharda bahçemizin meyveleri tükenmeye yüz tuttuğunda, kervanlar bu defa, uçsuz bucaksız çöllere, değerli taşlarla dolu zengin Babil ve Arap şehirlerine dönerlerdi.” Misali Türkümüz önce Suriye topraklarına, daha sonra da kalıcı olarak Harput ilimize döndü…

Bir Sevdadır Harput ve Harput’un SEVDASI büyüktür, SEVDALILARI DA… hem de çok büyük.

Not: Ahçik Ermenice’de güzel kız/gelin anlamında kullanılır.

Sevda…

featured
featured
Giriş Yap

Yeni Nesil Medya Haber ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Bizi Takip Edin