Samimi kalemler gerçeği yazar…
Bir şey yazabilmek için ruhunuzun kabulü, kalbinizin titremesi gerekir.
Sevgili dostlar;
Koşu Sokağın Canları makalemle küçük adımlarla yürüyüşe başladığım yazılarımla kırk birinci makaleme sizlerin teveccühleriyle ulaşabilmiş olmanın mutluluğunu yaşıyor ve hepinize şükranlarımı sunuyorum.
Bugün sizlerden gelen güzel bir yorumu -ki her makalem sonrası eleştirel yaklaşımlarla yol gösteren bir dostumun- sizlerle paylaşmak ve yorumunda vurguladığı esaslar içerisinde yer alan, içinde bulunduğumuz hüzün ayına ait bir değerlendirmede bulunmayı, hissiyatımda olmazsa olmaz görüyorum.
Dostumun ifadesiyle;
Saygıdeğer komutanım, ben gönlümden gelen ile anlık yazdım. Zaten hep de öyle yazarım, size yazarım…
Bizimki gönülden gelenle gönülden gönüle…
“Turna Kuşu nedir?”
“Bu hikâye Japonya’da 1943-1955 yılları arasında yaşayan Sadako Sasaki’nin öyküsüdür. Arkadaşları, eksik kalan 356 turnayı katlayıp onunla birlikte gömerler.
Turna kuşu, o zamandan beri barışın ve nükleer silahsızlanmanın simgesidir.”
Okuyucuların yorumlarına bakılırsa
Turna kuşu ile sizin yazınız vesilesi ile haberleri olup tanıştıkları görülüyor…
Kimdir bu Turna?
Çok söz var yazılası lakin
Herkes nasibince alası
Bizde yazalım
Kimlerin var TURNASI
Şöyle okunsa bakılsa
Gitsek evvele
Var mı bir hatırası
Nedir Turnanın manası?
Japon, Çin. Kore gibi uzakdoğu kültürlerinde ölümsüzlük anlamına gelmekte ve değerlendirilmekte…
Bazı araştırmacıların (çok olsa da) yazılarında
Mısır mezarlarında Rus şarkılarında Amerikan yerlilerinin totemlerinde
Avustralya yerli danslarında Yunan Roma mitlerinde adeta kıtalara yayılmış her kültürde karşılaşılmakta olduğu uzun yaşamın şansın mutluluğun barışın simgesi olduğu görünmektedir…
Aslında güvercinde önemli bir yeri olsa da onu da katarsak yazı çok uzar
Şimdiden uzadı bile…
Peki bu Turna bizde ne ola?
Hiç turna görmemiş mi
Bizim Türkler…
Eski Türklerde ise
Söylenenlere göre
Turna Göktengri ile ilişkilendirilmiş manalandırılmış
Ölümden sonra gökyüzüne yükselen ruhun burada turna suretine büründüğüne inanılırmış…
Anadolu’ya gelmez olur mu?
Pir Sultan Abdal
Dadaloğlu’ndan Erzurumlu Emrah’a nefeslerde deyişlerde türkülerde hep yer tutar
Dertleşilen haberler getiren olmuş turna…
Duyanlar olmuştur deyişlerde
Amma
Dinleyenler bulmuştur
Turnayı…
Kaç kişi sürdü izini sordu turnayı kim bilir?
Turnaları
Turna Semahında
Erzurum turna barında
Nefeslerde deyişlerde
Türkülerde çoğu duyarda
Nedir kim sordu kim BİLİR?
Bilenler sözüyle kalemiyle
Kimi nefesiyle
Kimi gönülden gönüle
Bilgilendirirse
Bilmeyenler de BİLİR olur umarım…
Daha çok yazılır bir turna için
Arayan baksın
Bin yazı var
Bir turna için
Don Değiştirme derler
Erenler
Çoğu bilmezler
Duyar Dinlemezler
ALLAH’ın Ulu Kulu
Ulu ALİ’yi de temsil eder
Piri Türkistan Hace Ahmet Yesevi de
Turna donında gezer derler…
Bilenlere Görenlere Selâm olsun…
Allı Turnaya
Turna donunda olanlara Selam olsun…
Olanlara Dolanlara
Güvercin donunda
Hünkâra da Selâm olsun…
Bilmeyen ne bilsin
Bilenlere Selam olsun…
Dediğinde düşündüm, bir yol daha açılmıştı.
Turna Kuşu, nedir bu Turna; Turna’nın sesinin Hz. Ali’nin sesine benzediğine inanılır. Evlat, acaba Ali’nin sesi Kerbela’da şehit olan oğlu Hz. Hüseyin’e ulaşmış mıdır?
Sormak lazımdır Hz. Hüseyin kimdir, “Vahyin indiği evin oğlu” ÖLDÜRÜLMELERİ MUTLAK OLANLAR KATLİGÂHLARINA YÜRÜYEREK GİDERLER. Araştırmacı yazar Ahmet TURGUT
“Doğru ve güzel soru, ilmin yarısıdır” İmam Müçtebah (Hz. Hasan)
Sen doğru soruyu sor ama doğru yerden sor. Merakın doğru yerden gelirse sorunun geri kalanına Allah kefildir. İşte biz o katligâhta katledilen çoluk çocuk 72 şehit için doğru soruyu sormalıyız. Bunun için bu soruları en doğru şekilde soracak olanlar Sünnilerin samimi kalemleri olmalıdır. Araştırmacı yazar Ahmet TURGUT’un ifadeleriyle; Kerbela, Hüseyin ve yoldaşlarının katligâhı…
ORADA KAN VE GÖZYAŞI VAR.
Oradaki susuzlukta senin de ciğerin kavrulur.
Başlarsın ah-u figan etmeye, için yandıkça görürsün. Kerbela hak aramanın ve özgürlüğün destanıdır. Teslimiyetin ve adanmışlığın ve sadakatin zirvesidir KERBELA.
Her biri ayrı bir şiar olan 72 şehidin yurdudur Kerbela. Onlara kapılanırsan nakş olur kalbine, aslında her yer; AŞURA.
Dile gelir Kerbela; benim için ağlama, kendine bak, de adına lanetler okuduğun Yezid bizatihi nefsindir. Hesapsızca istek bu uğurda canlar yakar. Hüseyin’i terk edenleri kınamadan evvel bir daha düşün. Senden evvel bir akıl var kendi çıkarlarını hesap eder ve heveslerini haklı göstermek için türlü bahaneler uydurur.
Kerbela ikazla yetinmez, kurtuluşun yolunu da gösterir. Hüseyin’i Allah katından sana üflenen ruh belle…
Arına, paklana yücelirsin sen de rabbinden bir delil olursun.
Aşka şahit isen, bu şahadet kutlu olsun. Sen aşk ile her dem diri kalanlardansın ve AŞKIN ŞEHİDİSİN.
Bu insanın kalbine nakşolan kelimeler Azhab Suresi 33. Ayette delil gösterilen “Ey ehlibeyt, Allah sizden her türlü pisliği, suçu gidermek ve sizi tertemiz bir hale getirmek diler”. Anlamca ehlibeytin doğuştan arı olduğu ve bu anlamda imamlığın ehlibeytin soyundan gelen kişilerin hakkı olduğu kanaatindeki Alevilerin milattan sonra 10 Ekim 680’de katledilen üçüncü imam Hz. Hüseyin’e yasın tutulduğu Muharrem Ayı’nda hepimizin aynı ruh hali ve üzüntü içerisinde bugünün üzüntüsü içerisindeyken ilginçtir ki bir başka cemaat bu katliama vesile olan devlet kurucusuna saygın bir kişilik kazandırmaya çalışmaktadır. Bu kabul edilemez, çünkü bu katliam İslam Dünyası’nda mezhepler arasındaki kopmayı derinleştirmiştir.
İslam Alemi için büyük önem taşıyan bu olay yüzyıllardır ümmetin içinde hiç sönmeyen bir ateş, hiç dinmeyen bir acıdır.
ACILAR BİR DAHA YAŞANMASIN DİLEK ve TEMENNİLERİMLE.