NAMIK KALKANCI

KUL HAKKI

Kul hakkı, Kur’an’da Allah’ın birçok ayette vurguladığı çok önemli bir kavramdır. Müslümanların gerçekten dikkat etmesi gereken çok hassas bir konudur. Kur’an’ın emirlerine göre hiçbir kul bir başkasının hakkını gaspedemez ve yiyemez.
Peki, kul hakkı nedir?
Kul hakkı insanların canları, malları, ırz ve namusları, kişisel ve manevi şahsiyetleri, makam ve mevkileri, dini inanç ve bu konudaki yaşayışlarıdır. İnsanların bu tür değerlerine yönelik olarak yapılan her türlü kötülükler, hakarete varan saldırılar, verilen zararlar kul haklarına birer tecavüz sayılır.
Bir kişiye verilen zararlar yanında zimmet, irtikâp, karaborsacılık, stokçuluk, fitne, idari baskı ve zulüm gibi kamunun maddi ve manevi haklarına ve menfaatlerine, huzur, güvenlik ve refahına zarar verme sonucunu doğuran her türlü faaliyet de kul hakkına girer.
Diğer taraftan da kul haklarına dair hükümler aynı zamanda Allah’ın koyduğu hükümler olduğundan dolayı, bunlar geniş anlamda “hukukullah” yani Allah’ın hukuku içinde olup ve riayet edilmesi gereken önemli hususlardır.
Başlıca kul hakkı olarak şunları sırayabiliriz: Mali olan (Parasal), nefsi olan (hayati yönden), ırzi olan (Haysiyetle ilgili), mahremi olan (Namusla ilgili) ve dini olan kul hakkı…
Mali olan kul hakları: Hırsızlık, gasp, aldatarak, yalan söyleyerek, eksik ölçüp ve tartarak ve fahiş fiatlarla mal satmak; başkasının malına zarar vermek, yalancı şahitlik, rüşvet almak gibi hususlar mali olan birer kul haklarıdır.
Bu konu genelde ticaret erbabı ile, adalet ve memuriyet hiyerarşisi içindeki işleyişinin önemi ile ilgilidir.
Şunu çok iyi bilelim ki, alışverişlerde eksik ölçüp ve tartmak, malını yalan söyleyerek fahiş fiyatla satmak, başkalarının malına fiili zararlar vermek, kamunun ve kişilerin malını çalarak hırsızlık yapmak, ihalelere fesat karıştırmak, adli davalarda yalancı şahitlik yapmak, rüşvet alıp vermek büyük günahtır ve kul hakkına girer.
Nefsi, yani hayati yönden yana olan kul hakları: Adam öldürmek, bilerek bir uzvunu kesmek veya hayatına kastederek intihar etmek gibi nahoş hadiseler de nefsen işlenmiş bir kul hakkıdır.
Allah’ın vermiş olduğu canı almak gene Allah’a aittir. Adam öldürmek suretiyle katil olmak, kişinin kendisine zarar vermesi, herhangi bir uzvunu keserek yok etmesi, kendi canına kıyarak intihar etmesi de haramdır, büyük bir günahtır. Aynı zamanda bir kul hakkıdır.
Irzi olan kul hakları: Gıybet, iftira, alay, küfür gibi haysiyet ve şerefle ilgili hususlardır. İnsanların kendi aralarında hoşgörülü olmaları yerine gıybet ederek birbirlerini çekiştirmeleri, gıyaben veya aşikâren alay etmeleri, küfür ederek birbirlerine hakaret etmeleri, onur ve şeref gibi değerleriyle oynamaları da hem büyük günah ve hem de kul hakkıdır.
Mahremi olan kul hakları: Başkasının ırz ve namusuna göz dikmek, hıyanet etmek gibi hoş olmayan çirkin hususlardır. İnsanların bir aile bütünlüğü vardır. Eşlerin birbirleriyle helâl olan bir hayat paylaşımları vardır. Kişilerin ırz ve namus diye tabir ettiğimiz bu manevi değerlerine herkesin saygı duyması gerekir. Gerek eşler arası ve gerekse kişiler arası birtakım ihanetlerle bu değerin zedelenmesi de hem büyük bir günah hem de haram ve kul hakkıdır.
Dini olan kul hakları: Özellikle din adamlarının insanlara dini hakikatleri hiçbir güç ve baskının tesiri altında kalmadan anlatmaları, dinin içine sirayet etmiş bidat ve hurafeler konusunda bilgilendirmeleri, Kur’an’ın bağlam ve bütünlüğü içinde anlaşılır bir dille bilgilendirmeleri de dini bir kul hakkıdır.
İnsanların inanıp yaşadığı bir din vardır. O dinin tek adı vardır, oda İslamdır. Dini konuda bilgi ve ilim sahibi din alimlerinin, Kur’an’ın bağlam ve bütünlüğü içinde, Allah’ın hükümsel ayetleri ışığında, dini hakikatleri insanlara anlatmaları asli görevleridir. Dine sirayet etmiş din taciri ve kalpazanlarını, cemaat ve tarikatların dine verdiği zararlarını, hurafe ve bidatların neler olduğu konusunu aydınlatmaları da asli görevleri arasındadır.
Ayrıca insanları Allah ahseni takvim üzere yaratmış, aralarında hiçbir ayrıcalık yapmamıştır. İnsanların Allah katındaki değer olarak tek ölçütleri takvalarıdır.
İnsanlar birbirlerine asla zulmedemez, hakkını gaspedemez, namus ve ırzına göz dikip ihanet edemez. Yaşama dair bütün etkenlerde eşit paylaşım vardır. Orantısız zengileşme ve fakirleşmede mutlaka bir adaletsizlik, hakkaniyetsizlik, hukuksuzluk ve liyakatsızlık vardır. Emaneti ehline vermek hem ahlaki ve hem de kul hakkını içine alan bir konudur. Allah’ın bu konuda muhkem ayetlerinden bir tanesi şudur:
Nisâ, 58. Ayet: “Allah, size, emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor…”
Devletin hangi kademesi olursa olsun yapılan atamalar ve görevlendirmeler ancak hak edenlerindir. Bu görevleri üstlenenlerin hak edenlerin hakkını gaspetmeleri, hak edenden alıp hak etmeyene vermeleri, bu işin hiyerarşisinde de torpil ve rüşvet çarkının dönmesi hem haramdır hem de kul hakkıdır.
Bu konuda Allah’ın kesin hükmünü gösteren şu ayetten çıkarılacak büyük dersler vardır:
Bakara, 188. Ayet: Aranızda birbirinizin mallarını haksız yere yemeyin. İnsanların mallarından bir kısmını bile bile günaha girerek yemek için onları hâkimlere (rüşvet olarak) vermeyin.
Ayrıca hiç kimsenin malı, mülkü, kazancı, parası ve pulu hiç kimseye helâl değildir. Hiç kimse kimsenin malını onun bilgisi dışında hiçbir şekilde yiyemez. Bu konuda Allah’ın kesin bir hükmü vardır ve o da şu ayetle sabittir:
Nisâ, 29. Ayet: Ey iman edenler! Mallarınızı aranızda batıl yollarla yemeyin. Ancak karşılıklı rıza ile yapılan ticaretle olursa başka. Kendinizi helâk etmeyin. Şüphesiz Allah, size karşı çok merhametlidir.
Meseleyi özetleyecek olursak, kul hakkı konusunda dil, din ve ırk ayırımı olmaz. Hangi dine mensup olursa olsun, ister Müslüman ister kâfir ve Budist, olsun hiç fark etmez. Kul hakkı her zaman, her yerde aynı ölçü ve değerdedir. Hak sahibinin mutlaka hakkını helâl etmesi lazımdır. Gerisi de gene Allah’ın merhametine kalmıştır.
Nasıl ki dünya hukukunda bir suç işlenildiğinde hak sahibi hakkından vazgeçse de konu kapanmayıp kamu davasına dönüşüyorsa burada da kişi hakkını helâl etse bile yapılan haksızlığın, kirli fiil ve icraatların mutlaka Allah indinde de bir hesabı olacaktır. Kul hakkı deyip de geçmeyelim. Allah’ın bu konudaki hassasiyeti çok önemlidir. Aksi halde azabı çok çetin ve hesabı da çok ağırdır.
Mesela, depremde yıkılan evlerin yıkılmasına ve insanların ölümüne neden olan eksiklikler bir kul hakkıdır.
Yine imar gereği beş kat yerine şerefiye parası adı altında beş, altı kat daha ruhsat vererek binlerce insanın ölümüne sebep olmak, bunları yargılamayıp affetmek de bir kul hakkıdır.
KPSS’de yüksek puan alanları mülakatta eleyip onların yerine, düşük puan alanları atamak da bir kul hakkıdır.
Suç işleyenleri adil yargılamayıp tahliye etmek de bir kul hakkıdır. Adaletin tecelli etmemesi, alın teri olmadan avantadan para kazanılması, bankamatik memurluğu, mesaiden çalma da birer kul hakkıdır.
Allah’ın aşağıdaki şu ayetini asla unutmamalıyız:
Fâtır, 5. Ayet: Ey insanlar! Şüphesiz Allah’ın vaadi gerçektir. Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın. Sakın çok aldatıcı (şeytan), Allah hakkında sizi aldatmasın.
Evet dünya hayatının cazibesine kapılıp da, herkim olursa olsun birilerinin hakkını yiyenleri, devletin malını gaspedenleri çok çetin bir hesap günü ve azap beklemektedir.

KUL HAKKI

Giriş Yap

Yeni Nesil Medya Haber ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Bizi Takip Edin