NAMIK KALKANCI

İBADETLERDE İHLAS VE SAMİMİYET

Allah’a ibadet etmek bizlerin bir kulluk görevidir. Ancak bu ibadetleri yerine getirirken ne kadar ihlas ve samimiyet içinde olduğumuz da bir o kadar önemlidir.
Namaz kılmak sadece kıyam, rükü ve secde gibi ritüel hareketlerden ibaret midir?
Oruç tutmak, imsak vaktinden akşam ezanına kadar bedeni aç ve susuz bırakmak mıdır?
Zekât vermek, zekâtın verileceği mal varlığının nisap miktrarıyla sınırlı olması mıdır?
Kurban kesmek, kurban edilecek hayvanı tekbirlerle boğlazlayıp kanını dışarı akıtıp etini içeri kaldırmak mıdır?
Hacca gitmek, Kâbe’yi tavaf edip Arafat’ta vakfe etmekten ibaret midir?
Esas önemli olan bu ibadetleri yerine getirirken Allah’a yakınlaşmamız noktasında ne kadar ihlas ve samimiyet içinde olmamızdır.
Eğer namaz kılarken bedenimiz kıyamdayken aklımız, fikrimiz, zihnimiz başka yerde farklı hesaplar yapıyorsa, ruhumuz ve kalbimiz Allah yerine farklı güçlerle bütünleşiyorsa ve kıldığımız namaz bizi her türlü günahlardan alıkoymuyorsa, o kıldığımız namaz Allah’ın Kuran’da tarif edip emrettiği namaz değildir.
Bu konuda Allah’ın birçok ayetleri vardır. Bakınız bunlardan birinde Allah ne diyor:
Ankebût, 45. Ayet: (Ey Muhammed!) Kitaptan sana vahyolunanı oku, namazı da dosdoğru kıl. Çünkü namaz, insanı hayâsızlıktan ve kötülükten alıkor. Allah’ı anmak (olan namaz) elbette en büyük ibadettir. Allah, yaptıklarınızı biliyor.
Namaz kılmak sadece eğilip doğrulmaktan ibarette değildir. Namazın sahih olabilmesi için her türlü hayasızlık, edepsizlik, ahlaksızlık ve kötülüklerden de uzak durulması ve nefsin muhafaza edilmesi gerekir.
Namaz farz olarak günde beş vakit kılınan bir ibadettir. Ancak edep ve ahlak insana bir ömür boyu gerekli olan bir değerdir. Namaz kılmayan kişi kılmadığı namazdan dolayı sadece kendisi sorumlu olup her türlü getirisi de kendisine aittir. Ancak edep ve haya yoksunu olan birinin zararı bir topluma sirayet eder. Bu nedenle namazın yanında edep, haya, saygı ve erdemli olmak gibi güzel değerlerin olması çok önemlidir. Buna ilaveten yalan, riya ve ikiyüzlülük gibi hoş olmayan şeylerden uzak durmakta bir o kadar önemlidir.
Oruç tutmak ise sadece bedeni aç bırakmak demek değildir. Böylesi bir oruç ibadetinin Allah katında hiçbir önemi yoktur. Bildiğimiz gibi oruç yemekten, içmekten ve cinsel ilişkiden uzak durmak demektedir. Ancak bu şekilde idrak edilen bir oruç gerçek manada oruç olmaz. Elbetteki bu üç şeyden uzak durmak orucun bir farziyetidir. Ama asıl mesele şudur: Bu üç şeyden sadece şeklen uzak durmakla oruç ibadetimizi ifa etmiş olamayız.
Oruçlu olan bir kişi kötü söz söylemez, haram yemez, iftirada bulunmaz, dedikodudan uzak durur, edepli ve iffetli olur. Bütün uzuvları her türlü kirli şeylerden uzak durur.
Oruçlu kimse özellikle kötü ve çirkin davranışlardan, başkalarını rencide edecek boş ve gereksiz sözlerden sakınır. Aksi halde tutulan oruç, Allah katında makbul bir oruç olmaz. Oruç tutarken aç ve susuz kalarak, cinsellikten uzak durarak nefsimizi nasıl ıslah etmeye çalışıyorsak, diğer uzuvlarımızın da her türlü gayri meşru istek ve arzularına engel olmak gibi bir zorunluluğunun vardır.
Zekât vermenin kesinlikle bir sınırı yoktur. Çünkü zekât bir infaktır. Ne kadar fazla infakta bulunulursak mükafatı da o kadar fazla olacaktır. Kur’an’a baktığımızda kırkta bir ve buna benzer herhangi bir sınırlayıcı nisap miktarı diye bir şey yoktur. Bu kıstası getirenlerin tek delilleri rivayetlerdir. Ancak bakınız Allah bir ayetinde ne buyuruyor:
Nûr, 56. Ayet: Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin, Resûle itaat edin ki size merhamet edilsin.
Bu ayete ilaveten Allah, Bakara, Maide, Araf, Tevbe, Enbiya ve Hac surelerinin birçok ayetinde defalarca zekât konusuna vurgu yapmaktadır.
Zakatta asla sınır yoktur. Onun için küçük baş hayvanda 40, büyük baş hayvanda 30 ve altında ise 80.18 gram nisap miktarı uygulaması yanlış olup, Allah Kuran’da bu kıstasa yer vermemiştir. Zekât infakına sınır koymayan Allah, insanlara bu konudaki cömertlik kapısını sonuna kadar açmıştır.
Kurban kesmekte, kesilen kurbanın kanının dışarı akıtılıp etinin ise içeri aktarılması demek değildir. Günümüzde bu uygulama çoğunlukta olup, böylesi bir kurban kesme ibadeti anlayışı yanlıştır.
Kurban kesmekten asıl amaç, et tüketmeye gücü yetmeyen fakir fukaraya kısmen de olsa et infakında bulunmaktır. Yoksa Allah’ın kesilen o hayvanın ne etine ve ne de kanına ihtiyacı yoktur. Kurban keserken bu hassasiyeti önemsemek ve böylece Allah’ın rızasını kazanmak çok önemlidir.
Hac ibadetine gelince sadece Kâbe’yi tavaf ile Arafat’ta vakfeye durmaktan ibaret değildir. Allah katında ne o Arap topraklarının, ne Arap kılık ve kıyafetlerinin, ne de onların gelenek ve göreneklerinin hiç bir önemi yoktur. Onları kutsallaştırıp dindenmiş gibi yaşama yanlışı içinde olan bizleriz. Tabii ki Kâbe’nin ve Arafat’ın biz inananlar için önemli bir yeri vardır.
Ancak bu ibadetin de içine sokulmuş birtakım hurafe ve bidatlar vardır. Haccın rüknü, yani farzı ikidir. Kâbe’yi yedi kez tavaf edip Arafat’ta vakfede bulunmaktır. Özellikle bir beton sütuna taşlar atarak temsili de olsa şeytan taşlamak bidattan öte bir şey değildir. Allah katında hiç bir önemi ve getirisi de yoktur.
Aslında oraya hac farizasını ifa etmek için gidenlerin bu farizayı yerine getirirken kendi adlarına çıkaracakları önemli dersler vardır. Ayrıca Hac ibadetinin genel manadaki önemi oraya gelen farklı ülkelerin insanlarıyla bir araya gelip gerek kültürel, gerek ticaret, gerek gelenek ve en önemlisi dini bağlamda bir fikir alış verişinde bulunup toplumsal bir bütünlük sağlamaktır. Yoksa günümüzde gelenek haline gelmiş olan tekbirlerle uğurlanıp, oradan getirilen zemzem suyu ve hurmaların ikrâmlarıyla yapılan bir hac, Kur’an’ın tarif ettiği hac ibadeti değildir.
Kısacası Namaz dahil bütün ibadetlerimiz de ve Allah’a olan kulluğumuz da ihlas ve samimiyet içinde olmamız gerekir. İhlas ve samimiyetin yanında ayrıca riya, kibir ve ikiyüzlülükten uzak durmamız lazımdır. Allah’ın şu ayeti bu bağlamda çok önemli olup, bu ayetten alınacak büyük dersler vardır. Bakınız Allah ne buyuruyor:
Sâd, 82-83. Ayet: İblis, “Senin şerefine andolsun ki, içlerinden ihlâslı kulların hariç, elbette onların hepsini azdıracağım” dedi.
Allah için yapmış olduğumuz ibadetlerimiz de ihlas ve samimiyet içinde olmamız, ayrıca nefsimizin arzu ettiği her türlü hoş olmayan fiil ve davranışlardan da uzak durmamız gerektiğini iyi bilelim.
Kısacası ibadetlerimiz ritüellikten öte, ihlas ve samimiyet içinde yapıldığın da Allah katında kabul görür. Aksi halde boşa zaman harcamaktan, maddi kayıp ve yorgunluktan bir adım öteye gitmez.

İBADETLERDE İHLAS VE SAMİMİYET

Giriş Yap

Yeni Nesil Medya Haber ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Bizi Takip Edin