NAMIK KALKANCI

HANGİ DİN?

Evet, ortada yaşanılan bir din var ama hangi din? Allah’ın gönderdiği, Kur’an ile muhkem kıldığı hak din mi, yoksa Kur’an’ın bağlam ve bütünlüğünden uzak, gelenek ve hurafelerin hakim olduğu uydurulmuş bir din mi yaşanıyor? Meseleye işte bu pencereden bakmak lazım.
Yaşanılan mevcut dinde rüşvet, torpil, her türlü hırsızlık, dolandırıcılık var mı?
Yedik mi fakir fukaranın hakkını?
Rüşvetleri alıp bir güzel indirdik mi cebimize?
İşlerimizi torpil ile yürüttük mü?
Helâlla haramı kattık mı birbirine?
Kula kul olup güce taptık mı?
Sırtımızı birilerine çıkar uğruna basamak yaptık mı?
Doğru yolu bırakıp şeytanın yoluna saptık mı?
Yalan ağzımızın balans ayarını bozdu mu?
Birileri bir anda Karun gibi zengin oldu mu?
Garip gurebanın vebalini vurduk mu sırtımıza?
Allah ve Elçisini karıştırdık mı kirli ve çirkef işimize?
Edep ve haya adına bir değerimiz kaldı mı?
İffetsizlik zina ve her türlü hayasızlık alıp başını gitti mi?
Aile bütünlüğünün önem ve değeri bitti mi?
İliklerine kadar haramla dolduranlar doydu mu?
Önce bu soruların cevabını bir verelim diyorum.
İşte bizler özet olarak buyuz. Ötesi berisi yok bu işin!
Bu kadar rezalet ve çirkefliğin içinde boğulmuş bir toplum olarak, birde bu rezaletin başını çekenlere sükutu edeple biat ediyorsak, gece ve gündüz kambur oluncaya kadar namaz kılsak ne olur, kılmasak ne olur. Her yıl hac ve umre yapsak ne olur, yapmasak ne olur. Sırtımızda cübbemiz, başımızda külahımız, göbeğimize kadar sakalımız olsa ne olur, olmasa ne olur. Bir defa hak din adına iflas edip girmişiz şeytanın yoluna. Dinimiz ve imanımız çıkar ve menfaat olmuş. Beynimizi makam ve mevki hırsı işgal etmiş.
Yaşadığımız din bile Allah’a ait olan hak din değil.
O kadar sapıtıp azgınlaştık ki, servet ve saltanat sarhoşu olmuşuz.
Bizler kimiz, neyiz ve neyin hesabındayız?
Etten ve kemikten yaratılmış, bir nefeslik fani varlık değilmiyiz?
Allah’ın hak dinine siyaset illetini sokup
kullanan da bizleriz. Dini tarikat ve cemaatler ile bunların uzantılarına teslim edenler de bizleriz.
Yalan, riya, iftira, kibir, ikiyüzlülük ve her türlü entrikanın içinde boğulanlar da bizleriz.
Dinin olmazsa olmazı olan edep, ahlak ve iffet değerlerinden kopanlar da bizleriz. Dinin temel taşı olan adalet, hak, hukuk ve liyakatten uzaklaşanlar da gene bizleriz..Fakir fukaranın ve garip gurebanın hakkını gasp edip yiyenler de bizleriz. Zina, işret ve kumar da başı çekenler de bizleriz. Bu saydıklarıma ilave edeceğim o kadar olumsuzluklar, kirlilikler ve çirkeflikler var ki bunları saymakla bitiremeyiz.
Bu kadar çirkefliğin ve rezaletin yaşandığı bir din Allah’ın indirdiği din olamaz. Bu din hurafe ve geleneklerin yaşandığı, tarikat ve cemaatlerin, sahtekâr din kalpazanı ve yobazlarının istila ettiği uydurulmuş bir dinden başka da bir şey değildir.
Çünkü Allah’ın hak dininde bu tür çirkefliklere, kirliliklere ve rezaletlere kesinlikle yer yoktur.
Allah, hak dininde ki hükümlerine asla hiç kimseyi ortak etmez. Hiç bir güce biat etmeye müsade etmez. Aşağıdaki ayet bunun en büyük delilidir.
Kehf, 26. Ayet: De ki: “Kaldıkları süreyi Allah daha iyi bilir. Göklerin ve yerin gaybını bilmek O’na aittir. O, ne güzel görür; O, ne güzel işitir! Onların, O’ndan başka hiçbir dostu da yoktur. O, hükmüne hiçbir kimseyi ortak etmez.”
Allah’ın bu konuda ki kesin emir ve hükümlerine rağmen, Allah’ın hak dinini paramparça edip kendilerine birtakım misyonlar üstlenen müptezeller den bazıları bakın neler neler diyorlar.
“Muhammed eşittir Allah!” diyen bir Bayram Ali Öztürk.
“Namaz kıldık diyoruz ama namazın hakikisini Allah kılıyor!” diyen bir Mahmut Ustaosmanoğlu.
“Allah ete kemiğe büründü, Mahmud diye göründü!” diyen bir Cübbeli Ahmet Ünlü.
“Biz istersek ahırımızı meleklere bile temizlettiririz. Ama istiyoruz ki sofilerimiz temizleyip sevap kazansınlar.” diyen bir Menzil şeyhi Abdülbaki Erol.
“Şeyhimizin köpeği olmak üstümüze farzdır!” diyen bir Menzil şeyhinin yeğeni Fevzeddin Erol.
“Her kim ki elimi öperse cennete gider!” diyen bir çocuk istismarcısı Fatih Nurullah.
“Muhammed’e kul olmadan Allah’a kul olunmaz!” diyen bir Ömer Tuğrul İnançer.
“Kur’an’ı ağlamak için okuyun ya da ağlar gibi yapın!” diyen bir Ebubekir Sifil.
“Ölüler birbirlerini ziyaret ederler!” diyen bir Nihat Hatipoğlu.
“Evliyadan olan kutublar, Allah’ın yeryüzündeki şubeleridir.” diyen bir Hüseyin Hilmi Işık.
“Allah, Hz. Ali’ye de vahiy gönderdi” diyen bir Said Nursi.
“Risale-i Nur talebeleri iman ile ölüp cennete gidecekler!” diyen bir Uğur Akkafa.
“Hz. Meryem’in mana aleminde ki kocası Hz. Muhammed’dir ve İsa’nın babası aslında peygamberimizdir!” diyen bir Fetullah Gülen.
“Allah, cennette Hz. Meryem annemizi peygamberimize nikah edecektir” diyen bir Halil Konakcı.
“Huriler ile bir cinsel ilişki tam bin yıl sürecektir” diyen bir Hüseyin Çevik.
İşte gördüğünüz gibi günümüzde Allah’ın hak dini büyük ölçüde meczuplar tarafından ele geçirilmiştir!
Bu kadar iffetsizliği ve ahlaksızlığı hak din hiç kabul eder mi?
Elbetteki etmez ve yaşadığımız bir sürü gelenek, hurafe ve rivayetleri dinin birer parçası olduğunu zannedenler var.
İşte gördüğümüz gibi ortada yaşanan Allah’a ait hak bir din falan yok. Hurafe ve geleneklere dayalı, tarikat ve cemaatlerin istila ettiği, gavs, şeyh ve evliyaların ön plana çıktığı uydurulmuş bir din var. Ve o uydurulmuş din, Allah’a ait hak din zannediliyor.
Bu rezalete göz yuman, susan ve içine sindiren bir sürü sözde din adamı ile bunların bağlı olduğu Diyanet diye bir kurum var. Bunları din adına söylem ve icraatlarıyla tanımak mümkün değil.
Malesef din adına günümüzün gerçeği ve özeti bundan ibarettir.

HANGİ DİN?

Giriş Yap

Yeni Nesil Medya Haber ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Bizi Takip Edin