NAMIK KALKANCI

HANGİ DİN? (2)

Allah’ın dini bir Emevi projesi olan sözde İslam’ın beş şartının içine mahkum edilemez. O hak dinin içinde adalet, hak, hukuk, liyakat ve insan hakları gibi çok önemli değerler de vardır.
Namaz asla dinin direği değildir. Eğer dine bir direk arıyorsak o direk de ancak adalet olur. Hak, hukuk ve liyakat olur.
Mesela hacca gitmekle hacı olunmaz. Hicaz’da taş sütüna taş atmakla da şeytan kovulmaz. Hem şeytanın Mekke’de Kabe’nin burnunun dibinde işi ne?
Müslümanlık adına öylesine yozlaştık ki. Faizin en kralını yeriz ama domuz eti için haramdır yenmez demeyi de ihmal etmeyiz. Zinanın en hasını yaparız ama cenabet gezmek günahtır ve haramdır demeyi de unutmayız.
Rüşvetin âlâsını indiririz cebe ama öte tarafta dini bütünlüğümüzden de hiç taviz vermeyiz. Torpille işimizi yürütürüz ama ağzımızdan “Elhamdulillah” sözünü hiç eksiltmeyiz. Kur’an’ı okuyarak hatimler indiririz ama meâlinden asla haberimiz olmaz.
Kandiller hayatımızın birer af ve mağfiret parçası olmuş. Berat’la günahlarımızı sıfırlıyoruz, miraçla da Resulullah’ı arşa çıkarıp Allah’la görüştürüyoruz. Peki o kandiller Kadir gecesi hariç hangi ayette geçiyor acaba?
Giymişiz cübbeyi, bırakmışız sakalı. İçimizde ki gömlek birde hakim yakalı. Çünkü öyle olunca daha da dindar oluyormuşuz. Dini de nihayet kılık kıyafete mahkum edip yaşamaya başladık. Kur’an’a baktığımız da Allah şunu veya bunu giyinin diye asla bir şey söylemiyor. Hatta Kur’an’ın indiği Arap toplumunun kılık kıyafetinden bile bahsetmiyor. Dindar olmak, dindar yaşamak, dini bütün olmak için illede sakal bırakıp, şalvar ve cübbe giyip, başımıza da sarık sarmak gerekmiyor. Eğer sakal dinin olmazsa olmazı olsaydı, Ebu Cehil ve Ebu Leheb sakallı olmazlardı. Çünkü onlar birer müşrikti ve neden hak dinin gereğini yapsınlardı. Allah Kuran’da sakal bırakmaktan da hiç bahsetmiyor.
Ama Allah o kadar şeyden bahsediyor ki onları yaşayıp uygulamak her nedense hiç işimize gelmiyor.
Mesela edep ve ahlak sahibi, ffetli ve zzetli olmak gibi…
Erkeklere altın ile ipeği haram kılan zihniyetin bir ayet delilleri dahi olamaz. Çünkü böyle bir şey yok ve Allah böyle birşey dememiş. Bunu uyduranların amaçları çok farklıydı. Delilleri de uydurulmuş rivayetlerdi. Zekatı nisap miktarı ile sınırlayıp hileyi şer’iyeye kapı açanlar da bunlardı. Tek amaçları kendi çıkarlarıydı.
İçimiz bin bir fitneyi fücur ama dışımıza bakıldığında çok güzel ve takvalıyız. Bu millete dini uydurup uydurup anlatan meczuplar mantar gibi çoğalırken bizler sadece seyretmekle yetiniyoruz. İnsanlara uydurdukları dini o kadar güzel pazarlıyorlar ki anlatılır gibi değil. Sözde şarap ırmakları varmış o tarafta. Yetmiş iki huri de ikram edilecekmiş bir anda. Hele açıp bir bakın böyle birşey hiç varmı Kur’an’da?
O Resulullah ki kızına bile mahşerde yardım edemeyeceğini söylerken, müritlerini kibrit kutusu içinde hesap verdirmeden cennete götüren şeyhler var.
Gene Resulullah’ı bir ömür boyu seyredenlere cennet garantisi verilmemişken, sözde bir efendi hazretlerini bir dakika seyretmek, “Allah’ın huzurunda bin yıl ibadet etmekten daha efdaldir” diyen meczuplar da var.
Allah’ın Resulullah için, “(Ey Muhammed!) Şüphesiz sen öleceksin ve şüphesiz onlar da öleceklerdir.
Sonra şüphesiz siz kıyamet günü Rabbinizin huzurunda muhakeme edileceksiniz.”
(Zümer, 30,31.Ayet) deyip ikaz ederken,
Bir tarikatın hâlidî kolundan olduğunu söyleyenlerin sorgusuz sualsiz cennete gideceğini söyleyenler de var.
“Kabir azabından koruyup yanmayan kefen” alacak kadar beyni sulanmış, Kur’an’dan uzak, inanç zaafiyeti yaşayanları da unutmayalım. Bir şeyhe bağlanınca cenneti garanti sayan bu zihniyetlerin inanıp yaşadığı din asla Allah’ın dini değildir.
Aslında çoğumuz birer yalancıyız. Çünkü beş vakit namazın her rekatın da, “Sadece sana kulluk eder ve sadece senden yardım dileriz” diyoruz. Ama öte tarafta biat ettiğimiz bir sürü güçsel ilahlarımıza da bağlılığımız o biçim. Kimi paranın, kimi kadının, kimi makam ve mevkinin, kimi de nefsinin kulu olmuş. Bu işler sakal, bıyık, kavuk ve cübbeyle olmuyor. Bu işler ihlas ve samimiyetle, fiili icraatla oluyor.
Eğer bir ülkede camilerde din görevlisi kadınla basılıyorsa, o camilerde ayakkabılar çalınmasın diye kilitli dolaplar yapılıyorsa, din adamları milyonluk arabalara binerken halk çöplüklerden ekmek topluyorsa, insanlar yılın on bir ayını dinden bi haber, geri kalan Ramazan ayını müslüman gibi yaşıyorsa, Kur’an öğrenen çocuklara tecavüz ediliyorsa, yönetenler Karun gibi yönetilenler de Harun gibi yaşıyorsa o ülkede Allah’ın hak dininden asla bahsedemeyiz.
Sözde din adamları ve çıkmış TV’ dan halka dini anlatıyorlar. Mevzu hep aynı ve Resulullah üzerinden fâkirlik edebiyatı yaparak hamd ve şükür ile insanları kendilerine mahkum etmelerinden öteye giden birşey yok. Yoksa milyon dolarlık villalarda oturup lüks arabalara binebilirler mi hiç.
Bu zatların oturduğu evi satsan, bir garibanın oturabileceği onlarca ev alırsın. Bindikleri araba da bundan farklı birşey değil. Her yıl aynı şeyleri dönüp dönüp din diye anlatırlarken, ceplerine indirdikleri miktardan asla bahsetmeyen bu meczupların halk arasında kabul görmesi ise işin başka bir yüzü.
Sözün özü din dahil bütün değerlerimizi mahvettik. Şimdi ki nesil dini sorgulayınca da birilerinin işine gelmiyor tabi ki. Aslında bu genç nesil dini değil, dini yanlış ve çarpıtarak anlatan sözde din adamlarını sorguluyor. Bunun farkında olamayacak kadar öz benliğimizden de uzaklaştık.
İş güç arayan, hayattan haklı olarak beklentisi olan binlerce üniversite mezunu gencimiz var ortada. Bunların heps pırıl pırı, kendini yetiştirmiş, vatanını ve bayrağını seven, ülkesine hizmet etmek isteyen gençler.
Bir tarafta KPSS sınavından yüksek puan alıp mülakatta elenenler ile öbür tarafta hak etmeden gücün referansı ile bir yerlere yerleşenler. Bu talihsiz olayları her dönemde yaşadık ve hala da yaşıyoruz.
Bunları yaşayan bir genç nesile hangi dini, hangi adaleti anlatacağız. Hangi hak, hukuk ve liyakattan bahsedeceğiz.
Rüşvet ve torpil illeti iliğmize kadar işlemiş. Yapılan her çirkefliğe bir kılıf uyduran, rivayetler üzerine inşa edilen bir din olunca bunların önü ve arkası gelmez.
Velhasıl kelâm akibetimiz hiç de hayra vesile değil. Hem din ve hem de sosyal hayatımızda ki değerlerimiz adına hep kan kaybediyoruz. Farkındaysak artık din adamlarının anlattıklarına inanmayan, camilere fazla rağbet göstermeyen bir genç nesil var ortada. Bu da din adamlarının bir ayıbı ve eksikliği olsa gerek. Ortada iki din gerçeği var. Biri Allah’ın indirdiği “TEVHİD DİNİ” ve diğeri ise Emevilerin uydurduğu “UYDURULMUŞ PROJE DİNİ.”
Allah’ın indirdiği dinin muhkemiyatı Kur’andır. Uydurulmuş dinin kaynağı ise rivayetlerdir.
İsteyen istediği dine inanıp yaşamakta özgürdür. Allah dinde zorlama yapmayarak da insanların bu konuda hesaplarını huzuru ilahiye bırakmıştır. Bu da böylece bilinmiş ola !

HANGİ DİN? (2)

Giriş Yap

Yeni Nesil Medya Haber ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Bizi Takip Edin