NAMIK KALKANCI

DOĞRU BİLİNEN YANLIŞLAR

Dini konuda doğru bilinen o kadar yanlışlar var ki saymakla bitmez. Bunların bazıları ibadet, bazıları kılık kıyafet ve bazıları da gelenekler adına olan uygulamalardır.
İbadetler konusunda doğru bilinen yanlışların başında Kur’an’ın tarif ettiğinin aksine birileri tarafından uydurulmuş olan şeylerdir.
Mesela: Namaza durulduğunda iftidah tekbiri alırken ellerin mutlaka kıbleye doğru açılıp, baş parmakların kulak memelerine dokunması, kıyamda iken ellerin göbek altına bağlanması, sağ elin sol el bileğini tanamen kavraması, rüku sırasında belin dümdüz olması, secdede alın ve burunun mutlaka yere temas etmesi, gene secdede parmak aralarının açık olması, tahiyyata oturulduğunda sağ ayağın dik ve sol ayağın yatık olacak şekilde oturulması gibi konularda ölçü ve kuralların sanki birer farzmış gibi kabul edilip uygulanması doğru bilinen yanlışlarıdır. Allah Kuran’da bu konulara asla vurgu yapmamıştır. Namazda esas olan, bedenle beraber kalbin ve ruhun Allah ile bütünleşmesidir. Zihnin, aklın ve fikrin dünyevi meşgalelerle meşgul olmamasıdır. Kısacası Allah hiç bir kulunun namaz ibadetini kılı kırk yararak ince hesaplarını yapmaz. Namazdaki takvasına, ihlas ve samimiyetine bakar. Doğru bilinen bu yanlışlar namazda olduğu gibi, abdest dahil diğer ibadetlerde de var olup, sanki farzmış gibi özen gesterilip uygulanmaktadır.
Namazın farzları nasıl ki belli ise, abdestin, haccın da farzları bellidir. Orucun ve zekâtın da farziyetleri belli olup, nasıl ifa edilip yerine getirileceği Kur’an’da açıklanmıştır.
Kılık kıyafete gelince, namaz kılarken başı açık namaz kılmanın hiçbir mahsuru yoktur. Namaz kılarken önemli olan na mahrem olan yerlerin tamamen kapalı olmasıdır. Yoksa takke, sarık ve cüppe dini bir zorunluluk değildir. Gerek ibadet ederken ve gerekse günlük hayatta kılık kıyafeti ön plana çıkarıp kutsallaştırmak asla doğru değildir. İnsanlar, vücut hatlarının dikkat çekecek derecede belli edercesine giyinmek yerine, daha rahat edebileceği giysileri tercih edip giyinmesi en doğru olanıdır.
Takke, sarık ve cüppe aslında bir Yahudi geleneğidir. Hatta bu görüntüleri Budistlerde de görmek mümkündür. Özellikle Arap giysilerini kutsalmış gibi giyinip, sevabına nail olacağını düşünenler bile var. Günümüzde bu geleneksel uygulama, tarikat ve cemaatler içinde daha da yaygındır.
Dinin içine sirayet etmiş doğru bilinen ancak tamamen yanlış olan geleneksel uygulamalar saymakla bitmez. Aslında bu uygulamalar tamamen gelenekselleşmiş olan bidatlardır. Bunların en belirginleri, ölüler için uygulanan devir ve ıskat meselesdir. Ayrıca ölüler için okutulan mevlid, mezarlıklarda Kur’an okunması ve cenazenin defni sırasında okunan telkini meyyit duası uygulamasıdır.
Bunlara ilaveten Çarşamba günü banyo yapmanın, tırnak kesmenin günah kabul edilmesi ile, tuvalet ve banyoya girerken sol ayakla girilip sağ ayakla çıkılması, yemek yerken ve su içerken mutlaka sağ elin kullanılması gerekliliğine inanılması da doğru bilinen yanlışlar arasındadır. Bunların hepsi bidattır ve Kur’an’da bu uygulamalara dair bir tane dahi ayet yoktur. Bu ritüel uygulamalar sonradan dine sirayet eden uydurulmuş inançlardan başka bir şey değildir.
Devir ve ıskat, sözde ölen kişinin sağlığında kılmadığı namaz ve diğer ibadetlerinin para karşılığı telafi edilmesinin adıdır. Allah’ın dininde kesinlikle böyle bir şey olmayıp, Kur’an’da bundan asla bahsetmez. İnsanlar sadece sağlığında yaptıklarından sorumludur. Bir kişi öldükten sonra dünya ile ilişiği tamamen kesilmiş ve işi bitmiş demektir. Kaldı ki Namazın kazası bile yoktur. Bunun en büyük delili ise şu ayettir:
Nisâ, 102. Ayet: (Ey Muhammed!) Cephede sen de onların (mü’minlerin) arasında bulunup da onlara namaz kıldırdığın vakit, içlerinden bir kısmı seninle beraber namaza dursun. Silâhlarını da yanlarına alsınlar. Bunlar secdeye vardıklarında (bir rekât kıldıklarında) arkanıza (düşman karşısına) geçsinler. Sonra o namaz kılmamış olan diğer kısım gelsin, seninle beraber kılsınlar ve ihtiyatlı bulunsunlar, silâhlarını yanlarına alsınlar. İnkâr edenler arzu ederler ki, silâhlarınızdan ve eşyanızdan bir gafil olsanız da size ani bir baskın yapsalar. Yağmurdan zahmet çekerseniz, ya da hasta olursanız, silâhlarınızı bırakmanızda size bir beis yoktur. Bununla birlikte ihtiyatlı olun (tedbirinizi alın). Şüphesiz Allah, inkârcılara alçaltıcı bir azap hazırlamıştır.
Allah’ın savaş halinde dahi namazın kılınmasını emretmesine karşın, kaza namazı vardır diyenler büyük bir yanılgı içindedirler. Hiç bir şeyin eksik bırakılmadığı ve her şeyin eksiksiz olarak açıklandığı Kur’an asla kaza namazından bahsetmez.
Ölüler için, Süleyman Çelebi’nin yazmış olduğu “Mevlid” naatını okumakta yanlıştır ve bidattır. Ölüler için okunan mevlidin günahlarının affı konusunda hiçbir getirisi yoktur. Ayrıca mezarlıklarda ölüler için okunan Kur’an ve indirilen hatimlerin de hiç bir yararı yoktur. Çünkü bu konuda Allah’ın net ayetleri vardır.
Rûm, 52. Ayet: “Şüphesiz, sen ölülere işittiremezsin. Dönüp gittikleri zaman çağrıyı sağırlara da işittiremezsin.”
Fâtır, 22. Ayet: Diriler ile ölüler de bir olmaz. Allah, dilediğine işittirir. Sen, kabirde bulunanlara işittirecek değilsin.
Görüldüğü gibi ölüler asla duyup işitmezler.
Mezarlıklarda, mezar başlarında Kur’an okuyarak ölülere bağışlamanın, okunan Kur’an’ın hürmetine günahlarının bağışlanmasını dilemenin hiç bir yararı yoktur. Bunlar tamamen bidat olan şeylerdir.
Telkini meyyit uygulaması da geme tamamen bidattır. Allah’ın, “Ölüler duyup işitmezler” demesine rağmen, sözde hesap sormaya gelecek sorgu melekleri olan “Münker ve Nekire” rahat cevap verebilmesi adına ölüp gitmiş ve sadece bir cesetten ibaret olan o kişiye böyle bir hatırlamada bulunmak akılla bağdaşacak bir şey değildir. Olsa olsa bunun adı kopya vermek veya torpil yapmak gibi bir şey olur.
Allah’ın aylarını, haftalarını ve günlerini ayrıştrmak ta tamamen bidat olup biz Müslümanlarda daha da yaygın bir hale gelmiştir. Tırnak kesip banyo yapmanın günü ve zamanı yoktur. Allah hiç bir elçisini bir diğerine üstün kılmamışken, günleri kutsallaştırıp veya kötülemek hiç kimsenin haddi değildir.
Ayrıca Allah kullarını yaratırken bir ölçü ve nizam içinde yaratmıştır. Allah yarattığı uzuvlarda sağ ve sol ayırımı da yapmamıştır. Bazı insanların beyin fonksiyonları gereği sol el ve ayaklarında daha aktif ve güçlü olabiliyorlar. İnsanların gerek yeme ve içmeleri ve gerekse çalışma hayatlarında sol ellerini kullanmalarının dini bakımdan hiç bir sakıncası yoktur. Böylesi bir inanç yanlıştır ve bidattır.
Özet olarak doğru bilinip te gerçekte yanlış olan ve bunları dine malettiğimiz sayısızca uygulamalarımız var. Bunlardan kurtulmanın tek yol, dini kulaktan dolma şeyler yerine, dinin muhkemiyatı olan Kur’an’dan öğrenmektir.

DOĞRU BİLİNEN YANLIŞLAR

Giriş Yap

Yeni Nesil Medya Haber ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Bizi Takip Edin