NAMIK KALKANCI

DİN TAHRİFATA UĞRAYIP YOK OLDU

Allahın indirdiği halis din nasıl mı tahrif oldu?

İşte şöyle :

Ne zaman ki Resulullah vefat etti, işte o gün dinin rengi değişti.

Çünkü o gün Resulullah’ın naaşı eşi Aişe’nin odasında defnedilmeyi beklerken, en büyük dost ve yakınlarından Ebubekir, Ömer ve Osman hilafet derdine düşmüşlerdi..

Aradan 250 yıl geçti ve Buhari diye bir zat çıktı ortaya. Hiçbir temel ve dayanağı olmayan sözleri “Bunlar Resulullah’ın sözleridir” diyerek bir kitap yazdı. Bu kitabın içi uydurulmuş rivayetlerle doluydu. İşte o tarihten itibaren de Kur’an devre dışı bırakılıp insanların hayatından çıkarıldı ve böylece bu uydurma kitap din adına devreye sokuldu. Netice olarak bu kitap din adına insanlara pazarlanmaya başlandı.

Bu işin arkasında Emevi diye bir güç vardı. Bu gücün başı ise Muaviye ve oğlu olan Yezid idi.

Muaviye, bir zamanlar Müslümanların baş düşmanı, Uhud savaşında müşriklerin baş komutanı, Resulullah’ın amcası Hamza’yı kalleşçe şehid ettiren Ebu Süfyan’ın ve gene Hamza’nın ciğerini çiğ çiğ yiyen Hind’in oğlu, Yezid ise bu ikilinin turunlarıydı.

Bu ikilinin oğlu Muaviye ile torunu olan Yezid Resulullah’ın torunu Hüseyin’i bir hilafet uğruna kalleşçe şehid edenler değilmiydi?

Bu ikili ve taraftarları dini yıkıp yerine uydurulmuş bir din inşa etmek için yazılan senaryonun baş senaristleriydiler.

Uydurdukları dini insanlara pazarlamayı çok iyi becerdiler.

Muhteşem camiler yapıp içini de bir güzel süsleyip görkemli hale getirdiler.Yaptıkları zulmün üstünü de bu camilerle kapatmaya çalıştılar.

Bu zalim ikili ve ait oldukları Emeviler Allah’ın dinini dinamitleyip yerine mevcut uydurulmuş dini inşa edenlerin ta kendileridir..

Osmanlı dönemi ise bu mezalimin devamından başka hiç birşey değildir.

Bunlar ise taht ve harem sevdalıları idiler..Aynı zamanda bunlar taht hırsı uğruna dinin içine bir virüs gibi girmiş Şeyhülislâmların sahte fetvalarıyla kardeşlerini, evlatlarını, anne ve babalarını, amca, akraba ve yakınlarını katlettirip öldürenlerdi.

Bunlar insanlara “kulum” diyen, insanları da kendilerine “ben kulunuz” dedittiren şahsiyetlerdi.

Bunlarda aynen Emeviler gibi muhteşem camiler yapıp, duvarlarına da Tevhid dinine göre hiç bir şey ifade etmeyen dört halifenin isimlerini yazdırdılar.

Gene bunlar da yaptıkları zulmün üstünü Emeviler gibi inşa ettikleri camilerle kapatmaya çalıştılar.

Avrupalılar teknolojinin temelini atıp yeni yeni icatlar yapmanın gayretinde iken, bunlar ise bol bol savaşlar ilan edip, topraklar kazanıp katliamlamlar yaptılar.

İmparatorluk kurdular, haremlerin de alemler yaptılar. İmparatorluklarını daha kolay yönetsinler diye ükleyi beyliklere bölüp ağalık sistemiyle yönetmeye çalıştılar.

Geri kalan zavallı insanları da beyler ile ağalara maraba ve hizmetkâr yaptılar.

Bunların da tek derdi kendi gelecekleri ve sürmek istedikleri saltanatlarıydı.

Peki ne oldu?

Gün geldi tuz ve buz gibi dağıldılar. Nice topraklara nice devletler kuruldu. Mevcut Irak, Suriye, Filistin, Libya, Bulgaristan, Romanya, Kuveyt dahil birçok ülkeler bunların eserleridir.

Hanedanlıkları son bulduğunda Osmanlı diye birşey kalmamış, ülkenin her karış toprağını Yunanlılar, Fransızlar ve İtalyanlar ile İngilizler işgal etmişlerdi. Artık ortada Osmanlı ve din diye birşey yoktu.

Ortaya M.Kemal Atatürk diye bir lider çıktı. Bu lider ülkenin insanına öncülük ve önderlik yaptı. Başta İstiklâl savaşı olmak üzere büyük mücadeleler verdi. Çok kan döküldü, insanlar öldü ama bu ülke düşmanlardan temizlenerek demokrasinin temeli atılıp “Cumhuriyet” kuruldu.

Bu işler öyle çok kolay olmadı. Dinin içinde bir virüs gibi dolaşan tekke ve zaviyeleri kapattırıldı. Birçok devrimler yapılarak yenilikler getirildi. Osmanlı’nın 600 yıllık saltanatı döneminde yapmadığı önemli bir projeye imza atılarak Kur’an meali yazılarak bastırılıp çoğaltıldı.

Ülkeye nice fabrikalar yapıldı, ülke insanı ve din esaretten kurtarıldı.

Ancak Emevilerin dine sokmuş olduğu virüslerden ve Osmanlıların uydurulmuş bir dini yaşama geleneğinden bir türlü kurtulamadık.

Mevlidler yazıldı, kandiller uyduruldu ve dinin içine olmadık şeyler sokuldu.

Zaman geçtikçe din siyasallaştı. Ortaya siyasal İslamcılar diye bir furya çıktı. Üstüne bir de Arap sevdalılığı başladı.

Atatürk’ün kurduğu Diyanet, hizmet çizgisinden uzaklaşıp siyasi iktidarların döner sermayesi oldu.

Dinin rengi değişti, Camiler ibadet hane olma özelliğini kaybetti. Camilerde zinalar ve olmadık kirli suçlar işlendi.

Tarikat ve cemaat denen illegal örgütler hortlatılıp dine yamandı. Bu illegal örgütler zaman içinde siyasal iktidarlara egemen olmaya başladı..

Günler, haftalar, aylar ve yıllar su gibi akıp giderken din son nefesini verdi. İnsanlar dinden, imandan, cami ve cemaatten soğudu.

Gençlik deyistleşmeye, insanların çoğu ise ateistleşmeye başladı.

Dini değerler birer birer yok olup yerini her türlü çirkefliğe bırakmaya başladı.

Edep, haya ve iffet denen önemli ahlâki değerlerimiz zina, işret ve her türlü çirkefliğe mahkum oldu.

Dinin olmazsa olmazlarından olan bu değerlerle beraber adalet ve liyakat yok oldu. Hak, hukuk ve hakkaniyet kayboldu.

Her türlü hırsızlık, usülsüzlük alıp başını gitti. Rüşvet ve torpil hız kazanıp kısa zamanda mübahlaştı.

Din siyasallaştı, insanlar siyaseti din gibi görmeye başladılar. Dini siyasete alet edip çok iyi kullananlar ise hep başa geldiler.

Yapılan çirkeflikler Allah’a ihale edilmeye başlandı. Kur’an’a, ve dini değerlere birtakım iftiralar edilmeye başlandı.

Dini vecibelerden Hac ve Umre ziyaretleri turistik bir seyahat haline geldi.

Kurban kesmeler amacından uzaklaşıp bir hayvan katliamına dönüştü.

Namaz ritüel bir borç ödeme olarak algılanıp günlük günahların üstünü örten bir yorgan halini aldı.

Din tamamen rantlaşıp ticarete döndü. Cenazelerin yıkanıp defnedilmesine, salasına, kırk ve mevlidine kadar her şey para ve bir menfaat karşılığı yapılmaya başlandı.

Ortaya cindarlar, muskacılar ve medyumlar çıktı. Böylece insanlar cin çıkartma, büyüler yapıp bozma, gaipten haber verme gibi gayri meşru işlerle aldatılmaya başlandı.

Din, tarikat ve cemaatler ile bunların şeyhlerine peşkeş çekildi.

Bunların gavs ve şeyhleri ilahlaştırıldı, mezarları ise türbeleştirilerek kâbe gibi kutsallaştırıldı.

Kur’an sadece müziksel bir dinleti haline getirilip, tarikat ve cemaat liderlerinin sözleri dini kurallar olarak kabul görmeye başlandı.

Din, din olmaktan çıkıp yerine uydurulmuş bir din inşa edilince insanlar çalışmayıp tembelleşmeye, hantallaşmaya başladı.

Üretmek yerine tüketmeyi, şükür ve hamd ile teslimiyeti kabul ettiler.

Böylece bu günlere kadar gelindi. İşte görüldüğü gibi din ve dini vecibeler, Allah ve Kur’an adına her şey gün yüzü gibi ortada.

Kur’an’a baktığımızda ortada Allah’ın dini adına bir eser kalmamış ve uydurulan bir din yaşanmaktadır.

Allah’ın reddedip haram kıldığı bütün yasaklar mübahlaşmıştır.

Allah’ın yasakları gayet normalmiş gibi alenen serbest olarak işlenmektedir.

İşin en önemli tarafı ise bu çirkeflikkere, rezalet ve kirliliklere susan, sesini çıkarmayan, din adına doğruları söylemeyen bir din adamı topluluğu var ortada.

Din adına hakikatleri kesinlikle söylemiyorlar. Çünkü makam, mevki ve çıkar ile menfaatlerini kaybetmek istemiyorlar.

Allah’ın, Cuma suresi 5.Ayetinde ki; ” Dini hakikatleri söylemeyen din adamları sırtlarına kitap yüklenmiş eşekler gibidirler” ilahi mesajı bunun için çok manidar ve önemlidir.

Şimdi anladık mı dinin nasıl tahrif olup yok olduğunu ?

DİN TAHRİFATA UĞRAYIP YOK OLDU

Giriş Yap

Yeni Nesil Medya Haber ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Bizi Takip Edin