NAMIK KALKANCI

BİZ DİNE UYMADIK, DİNİ KENDİMİZE UYDURDUK

Allah’ın indirdiği bir tane din olup o dinin adı da “İslâm” dır.
Allah, “Şüphesiz Allah katında din İslâm’dır.”(Âl-i İmrân, 19) diyerek meseleye noktayı koymuştur.
Din, tevhid olup Kur’an ile de muhkem kılınmıştır. Allahın muhkem kitabı olan o Kur’an’da, Allah’ın birçok emir ve yasakları vardır.
Allah’ın emirlerine uyup yerine getirmek, yasaklarından da kaçınmak her müslümanın asli görevidir. Elbette Kur’an’ın inmesinin birtakım sebebi ve hikmetleri vardır. Kur’an’da 6.236 Ayet olup, bu ayetlerin her biri ya bir emirdir veya yasak
koyucu dur.
Allah’ın emirleri birer farzdır ve bunları her müslüman yapmak zorundadır. Yasakları ise haram olup bunlardan da kaçınmak gerekir.
Sağlığı yerinde olan her akıl sahibi kişi, namazını kılar ve orucunu tutar. Mali olarak durumu iyi olanlar ise kazançlarından infakta bulunurlar. Ayrıca hac görevini yerine getirip bir de kurban keserler.
Hac, ömür de bir defa yapılması gereken bir ibadettir. Haccın birtakım hikmetleri vardır. Dünya müslümanlarının yılda bir defa da olsa bir araya gelip bir konsensüs oluşturmaları, fikir alış verişinde bulunmaları gibi hususlar bu hikmetlerdendir.
Kurbandan amaç ise Allah’ı anma ve ihtiyaç sahiplerine et yardımında bulunmaktır.
Oruç ise her konuda nefsi terbiye etmektir.
Namaz kılmak ta, Allah’a kul olmanın bir gereğidir. Rüku ve secde ederek sadece Allah’a kulluk etmenin kalben ve bedenen bir ispatıdır.
Bunlar Allahın emirlerinden sadece birkaç tanesidir.
Allah, Kur’an’da hiçbir konuda eksiklik bırakmamış, insanlar için gerekli olan her şeyi açıklamıştır.
“Sana bu kitabı; her şey için bir açıklama, doğru yolu gösteren bir rehber, bir rahmet ve müslümanlar için bir müjde olarak indirdik.”(Nahl, 89)
“Andolsun biz onlara, bilerek açıkladığımız bir kitabı, inanan bir toplum için bir yol gösterici ve rahmet olarak getirdik.”(A’râf, 52)
Görüldüğü gibi Allah, yukarıdaki ayetlerde Kur’an’ın insanlara her şeyi açıklayan bir rehber, rahmet ve yol gösterici olarak indirildiğini buyurmaktadır.
Ancak insanlar zaman içinde dine uymak yerine uydurdukları birtakım hurafe ve bidatleri dinin içine soktular. Dini her konuda bozarak olmadık şeyler uydurup dindenmiş gibi yaşamaya başladılar.
Hac farizası sırasında Arafat’ta vakfe yapmak farzdır. Fakat Arafat’ta vakfe yapmakla hiçbir kişi günahlarından annesinden yeni doğmuş gibi asla arınıp temizlenmez. Bu tamamen uydurmadır ve Allah’a iftiradır.
Kurban asla farz değildir. Kurbanla ilgili ayetler sadece Hac suresinde geçer. Hac suresinde ki 36 ve 37.ci ayetler bu konuyu açık ve net olarak açıklamaktadır. Kurbandan amaç Allah’a daha da yakınlaşmak için infakta bulunmaktır. Bu infaktan murat ise hac mevsiminde oraya gelen müslümanlara yedirip içirmek ve onları ağırlamaktır. Resulullah bu konuda her hac mevsiminde kurbanlar Keserek oraya gelenlere ikrâmda bulunmuştur. İbni Abbas’ta oraya gelenlere ikrâm etmek için en çok kurban kesenlerdendir.
Asıl konu ve amaç bu iken, birileri tarafından o kurban sırat köprüsünden sırtına binip geçilen “Binit” yapıldı. Bu da tamamen uydurma ve iftiradan ibarettir.
Ayrıca bu yetmemiş gibi Allah için kesilmesi gereken kurbanları türbe ve yatırlara adayarak onların üzerinde kesmeyi büyük bir sevap zannettiler. Bunun adı resmen şirktir..
Sırat köprüsüne gelince bu da uydurmadır ve iftiradır. Kur’an “Sırat köprüsü” diye bir yerden kesinlikle bahsetmez. Bu külliyen dine yamanmış bir yalandır.
Sırat, Kur’an’da doğru yol anlamında kullanılmıştır. Bu konuyu çok iyi analiz edip anlamak gerekir.
Namaz ibadeti farz bir ibadettir. Fakat kılınan namazlar işlenen günlük günahların üstünü örtmez. Namaz günahları temizleyip örtbas etmez.
“Kılınan namazlar günlük günahlardan temizlenmeye vesile olur” sözünü de uydurdular ve dinin içine soktular.
O kadar şeyler uydurup dine soktular ki saymakla bitmez.
Olmadık şeyleri uydurup uydurup dindenmiş gibi dinin içine soktular. Uydurulmuş bu hurafe ve bidatları da insanlar hiç sorup sorgulamadan dindenmiş gibi yaşadılar.
Allah, Kur’an’da sadece farz ve nafile namazdan bahseder. Kur’an Vacip, sünnet, müstehap ve mübaha kesinlikle yer vermez. Peki bunları kimler uydurup dinin içine soktu?
Hani Allah Kuran’da her şeyi açıklamış, hiç birşeyi eksik bırakmamıştı.
Abdestin farzı 4 tür. Ancak abdeste eklenen o kadar şeyler var ki, abdest alan birine hangisinin farz olduğu sorulsa içinden çıkıp cevap bile veremez.
İşte böylece namaza, oruca, hacca, zekâta ve bütün ibadetlere olmadık şeyler eklediler.
Zekâta nisap miktarı kıstasını getirenlerin amacı neydi acaba?
Kur’an’da Allah, ne kırkta birden bahseder ve nede ipeğin, altının erkeğe haram oluşundan bahseder. Bunları da uydurup dine yamadılar.
Kabir azabını, Münker ve Nekir’i uydurdular. Kur’an’da mevzusu dahi edilmeyen kaza namazını uydurdular.
Uydurdukları Hurilerle cenneti doldurdular. Cehennemin kapısına da Zebanileri bekçi koydular.
Dini eğip büktüler, namaza zikirler, tesbihler eklediler. Yetmedi Arap kıyafetlerini kutsayıp dinin bir gereğiymiş gibi saydılar.
Ehli kerâmet sahibi şeyhler ve gavslar uydurdular. Önlerine çöküp tövbeler aldılar, el etek öptüler. Allah’ı unutup bunlara biat ettiler. Bunlara biat etmeyi çok büyük bir sevap olarak gördüler.
Yanmaz kefen sattılar, Azraili kovdular, ahırlarını Meleklere temizlettiler ve bunlarıda kendilerine biat edenlere kabul ettirip inandırdılar.
Şeyhin önünde bir dakika saygı duruşunda durup onunla rabıta yapmayı binlerce rekat namaz kılmadan efdal saydılar.
Sol elle yemek yemenin ve su içmenin günah olduğunu, hep sağ el ve ayağı kullanmayı sevap saydılar. Halbuki bunların hepsi külliyen yalan ve iftiradan ibaret olup, Kur’an dininde kesinlikle böyle şeyler yoktur.
Ölüye Kur’an okumayı ve ıskat ile devir işlemini, hatimler indirmeyi, mevlid okumayı dinin bir gereği gibiymiş gibi uydurdular.
Sakalı, sarığı ve cübbeyi dinin olmazsa olmazı kabul edip insanları buna inandırdılar.
Allah’tan hiç korkmadılar, uydurmaya ve uydurduklarını da dine yamamaya devam ettiler.
Dini siyasete alet edip, siyaseti dinleştirdiler.
Faiz, zina, kumar haramdır dediler. Ama öte tarafta faizle yatıp faizle kalktılar. Zinayı ve kumarı yasallaştırdılar.
Yapılan her türlü olumsuzluğu, ” Bunları Allah yapıyor” diyerek Allah’a iftira ettiler.
Adam kayırmayı, rüşvet alıp vermeyi, çalıp çırpmayı mübah gördüler.
Dine, Kur’an’a ve Allah’a olmadık hakaretler ettiler. Ama din adamı kılıklılar ise hep sustular, tek kelime dahi etmediler.
Dinden nemâlananları, satıp pazarlayanları hep besleyip büyüttüler. Zamanı gelince de bunları insanların başına bela ettiler.
Allah’ın Kuran’da emrettiği, olmazsa olmaz dediği adaleti yerle bir ettiler.
Hak yediler, hukuka tecavüz ettiler ama gene de hep dindar sayılıp, haklı olan taraf olarak görüldüler.
Kısacası toplum olarak gerek bireysel ve gerekse genel anlamda Allah’ın indirdiği dine uymak, yaşamak yerine dini kendimize uydurduk.
Dini din olmaktan çıkartıp, yaşanmaz hale getirdik.
Eğer doğrusunu söylemek gerekirse, ortada Allah’ın indirdiği Kur’an dini falan yok.
Günün çıkar ve menfaat ritmine göre ayarlanan, tarikat ve cemaatlere peşkeş çekilen, siyasete boyun eğen, din kalpazanlarınca pazarlanan, içine bidat, hurafe ve olmadık şeylerin katıldığı uydurulmuş bir din var ortada !..

BİZ DİNE UYMADIK, DİNİ KENDİMİZE UYDURDUK

Giriş Yap

Yeni Nesil Medya Haber ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Bizi Takip Edin